UFAK TEFEK EDEBİYAT #54: Theremin


Bilgisayarımın başındayım, ne yazmam gerektiğini düşünüyorum. Artık hava kararmak üzere, havada sonbaharın soğuğu bir tüy misali hafif bir şekilde geziniyor. Dışarıda sevmediğim ama asla kopamayacağım güzeller güzeli İstanbul; bana bakarak sinsi bir şekilde sırıtıyor. Onu umursamıyorum çünkü o sadece hayatın bir parçası. Buna çok sinirleniyor ve karmaşasını başıma topluyor, evet bunu biliyorum çünkü hissediyorum. Evleriyle, arabalarıyla, insanlarıyla, deniziyle her şeyiyle ve herkesiyle. Onu bütün karmaşasıyla baş başa bırakarak işime dönüyorum ve bir müzik açıyorum ama aklıma ne yazacağıma dair hiçbir şey yok. Ne yazmalıyım? Dağınık masam zihnimin ta kendisi sanki. Gözlerimi kapatıp kendimi müziğin ritmine bırakıyorum. Ne hoş bir müzik bu! Sakin ama gürültülü, sözsüz bir melodi ama birçok şey anlatıyor gibi sanki. Dikkatimi en çok çalınan müzik aleti çekiyor. Daha önce hiç görmediğim bir alet. Onu çalan kişi, bir büyücü gibi ellerini havada oynatıyor, sanki ezgileri büyüyle oluşturuyordu. Bu güzel ezgiler insanı çok farklı yerlere götürüyordu. Bazen bir sahil kenarına ya da bir sahil evine; bazen de eski yıllardan birine götürüyor. Benim en sevdiğim ise gün batımında doğada olmak hissiyatı oluyor. Haziranın bir gününde çayırlara doğru uzanmış gün batımını seyrediyorum, sanki bütün doğa uykuda, bir tek ağustos böcekleri bana eşlik ediyor. Karşıda batan güneş, hafif haziran rüzgarını ihtişamlı görüntüsüyle engelliyor. Bu güzel hayal müziğin bitmesiyle buhar oluyor ve uçup gidiyor. İşte zihnimin karmaşıklığında bana ilham veren ve bu yazıyı yazdıran alet: Theremin. Senin ismini duyalı daha bir saat olmadı ama bütün hayatımın bir parçasıymışsın gibi hissediyorum. Sana teşekkür borçluyum.

UFAK TEFEK EDEBİYAT #54: Theremin

log in

reset password

Back to
log in
Choose A Format
Gif
GIF format