Geçmişin Sırrı: Mu Kıtası


Hiç daha önce insanlığın ilk nerede ortaya çıktığını merak ettiniz mi? Ya da günümüzde varlığını sürdüren medeniyetlerintemelini kimlerin attığını? İşte bu soruların cevabı gizemlerle dolu Mu Kıtası’nda.

Mu Kıtası; sulara batmadan önce Büyük Okyanus’ta yer aldığı, Asya ve Amerika kıtaları arasında bulunduğu ve Avusturalya’nın iki katı büyüklükte olduğuna inanılan varsayımsal kayıp kıtaya verilen addır. İlk kez İngiliz subay ve gezgin olan James Churchward tarafından ortaya atılan iddia, bilim dünyasında bir muamma olarak kalsa da birçok yazıt ve belgeyle ispatlanmıştır.

İlk Araştırmalar

Churchward’ın Mu uygarlığını araştırmaya başlaması Hindistan’da bir Budist rahip ile tanışmasıyla başlamış. Rahip onu Batı Tibet’teki gizli bir tapınağa götürüp ona Naakall Tabletleri’ni göstermiş. Tabletlerde resimlere benzeyen bir yazı stili kullanılmıştır. Naga Maya denilen bu dili rahip bildiği için Churchward ondan bu dili öğrenmekle işe başlamış. Daha sonra ise Amerikalı jeolog William Niven’in Theotihuacan Palenk Piramidi’nde ortaya çıkardığı tabletler üzerinde çalışmıştır. Churchward’a göre günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan ve 1921-1923 yılları arasında yapılan kazılarda keşfedilmiş bu 2600 tablet Tibet’te öğrendiği Naga Maya dilinde yazılmıştı ve bu tabletler 15.000 yıl öncesine aitti.

James Churcward bu bulguların üzerine çalışmalarını oldukça sıklaştırır ve hayatının tam 50 yılını Mu kıtasının gizemi açığa çıkarmak için çalışmakla geçirir. Orta Amerika, Hindistan, Mısır, Sibirya, Orta Asya gibi dünyanın birçok yerini gezer, 20’den fazla ülkeyi dolaşarak bilgi, kaynak ve tarihi materyal toplar. Mu kıtası ile ilgili tespitlerini, belgeleriyle birlikte yazmış olduğu 5 kitapta ortaya koyar.

Farklı Medeniyetlerde Mu Kıtasına Atıflar

Aslına bakılırsa Churcward’ın bu tabletleri bulmasından binlerce yıl önce Antik Yunan’da Platon, sular altında kalmış kıtalardan, kaybolmuş uygarlıklardan söz etmekteydi. Tarihler boyunca dünyanın dört bir tarafında yaşamış olan birçok kavim ve milletlerin mitolojisinde, Pasifik Okyanusu’nda bir kıtanın var olduğuna, bu kıta üstünde on binlerce yıl hüküm süren ileri bir uygarlığın yeşerdiğine ve bu uygarlığın yozlaşma sonucunda yok olduğuna dair atıflar yer almaktadır.Örneğin; Hintlilerin Ramayana Destanı’nda, Maya kutsal metinlerinde ve Mısırlıların ölüler kitabında Mu uygarlığından söz edilmektedir. Sümer efsanelerinden Gılgamış Destanı’nda da, Tanrıların yarattığı bir tufan sonucunda dünyanın genelinin su altında kaldığı kil tabletlerde anlatılmaktadır. 

İnsanlığın Görüldüğü İlk Kıta

Churchward’ın tespitlerine göre yeryüzünde insanın ilk çıktığı kıta Mu Kıtası’dır. Ortaya koyduğu belgelerle de Mu kıtasında uygarlığın 50.000 yıldan daha önce başladığını göstermektedir. Bu, tarihi yapılan arkeolojik araştırmalarla da doğrulanmaktadır. Kimi araştırmacılara göre de Türkçe’de baba anlamına gelen “ata” sözcüğünün az çok söyleniş farklarıyla dünyanın farklı kıtalarında yaşayan kavimlerin dillerinde bulunması ve bunların hepsinde yine “baba” anlamına gelmesi, bütün bu kavimlerin geçmişte ortak bir kökeni olduklarını ortaya koymaktadır. Bu ortak kökenin Mu Kıtası’ndan geldiği, insanlığın Mu Kıtası’ndan doğduğu ve yayıldığı iddia edilmektedir.

Kıtanın Varlığına Dair Kanıtlar

Bugün bilim dünyası da, Mu kıtasının battığı öne sürülen 14.000 sene önce dünyada büyük bir jeolojik olayın yaşanmış olduğunu onaylamaktadır. Bunun dışında günümüzde, bölgedebir zamanlar bir ana kara ve bu ana karanın üzerinde yaşayan bir uygarlığın varlığını destekleyen jeolojik ve arkeolojik birçok bulgu da keşfedilmiştir. Örneğin; Mikronezya’da bulunan Carolin adaları’nda, az nüfusla yapılması mümkün olmayan bazı büyük kalıntılar keşfedilmiştir. Ayrıca II. Dünya Savaşı’ndan önce Japon dalgıçlar, denizin altında mercanlarla kaplanmış caddeler, anıtlar, taş kubbeler, sütunlar, çeşitli ev kalıntıları, platin tabutlar ve yazılı taş levhalar bulmuşlardır. Cambier adasında, Mısır’daki mumyalardan çok daha eski mumyalar bulunmuştur. Çeşitli bölgelerde Mu ile ilgili yazılara rastlamıştır. Bu kitabelerde “Kıtamız battı, biz de buraya kaçtık!” yazmaktadır. Bu kitabeler 14 bin yıllıktır ve C14 karbon testleriyle onaylanmıştır. Tüm bunlar JamesChurchward’ın kitaplarında ileri sürmüş olduğu tezleri doğrular niteliktedir.

İnanmayanların İddiaları

Kıtanın varlığına inananlar olsa da levha tektoniği konusundaki bilgilere dayanarak Mu’nun da Atlantis gibi sadece bir efsane olduğunu düşünenler vardır. Çünkü levha tektoniğine göre kıtaları oluşturan SiAl (Silisyum-Alüminyum) kayalar, okyanus diplerini oluşturan SiMg (Silisyum- Magnezyum) kayalar üzerinde yüzerler. Ancak Büyük Okyanus’un derinliklerinde Mu Kıtası’nın varlığını kanıtlayacak herhangi bir SiAl kayaya rastlanmamıştır. Bunun dışında Churchward’ın Mu Kıtasının varlığını ortaya atmasına sebep olan Naakall Tabletlerini Churchward’dan başkası görmemiştir. Bu gibi sebeplerden ötürü birçok insan kıtanın varlığını reddetmektedir. 

Mu’dan Yapılan Göçler

Uygarlığın son dönemlerinde, o dönemde Mu uygarlığınca kullanılan ileri teknolojiler ve rahiplerin manevi alanlardaki sahip olduğu telepati ve öngörü yeteneği sayesinde büyük bir yıkımın geleceğini gören Mu halkı, uygarlığının tüm bilgi birikimini toplayıp belli bölgelere göç etmeye başlamışlardır.Mu’dan göçen insanlar çeşitli yerlere yerleşmişlerdir. Mu uygarlığının kolonileştirdiği ve daha sonra bağımsızlaşarak birer imparatorluğa dönüşen en önemli iki devlet, Atlantis ve Uygur İmparatorluklarıdır. Ayrıca bugün; Antik Mısır, Çin, Hint ve Maya uygarlıkları diye bilinen uygarlıkların kökeninde de aslen Mu uygarlığı yatmaktadır. Mu kıtasından çıkan ve batıya doğru giden bir göç yolu Uygur İmparatorluğu’nu ortaya çıkarmıştır. İmparatorluk, Asya ile Avrupa’nın çok büyük bir bölümünü kapsamaktaydı ve Mu’nın en büyük kolonisiydi. 

Türklerin Tarihi

Churchward’ın çözümlemelerinde, teknolojik olarak çok gelişmiş olan Mu uygarlığının 70.000 yıl önce diğer kıtalarda koloniler oluşturmaya başladığı, bu kolonilerin en bilinenlerinin Hindistan, Babil, Pers, Mısır ve Maya kolonileri olduğu ileri sürülüyor. En büyük koloninin ise başkenti günümüzde Gobi Çölü’nün uzandığı bölgede bulunan Uygur İmparatorluğu olduğu belirtiliyor. Churchward, Çin’deki Qin Ling Shan dağlarında 400 piramidin bulunduğunu ileri sürerek, bunların Büyük Uygur İmparatorluğu’na ait olduğunu iddia ediyor. Böylece, Uygur İmparatorluğu’nun Mu uygarlığıyla ilintisini gösteren yazıtlar sonuçta Türk kökenini de Mu kıtasına dayandırmış oluyordu.

Bu konu Atatürk’ün de dikkatini çekmiş, o dönemde birçok tarihçimizi bu konuda araştırmalar yapmak için görevlendirmiş ve New York’tan getirttiği Churchward’ın eserlerini kısa sürede tercüme ettirmişti. Mustafa Kemal, bu çeviriler üzerinde önemle durup pek çok notlar alarak bu konudaki çalışmalarını sürdürdü. Mustafa Kemal özellikle insanın yaratılışı, Mu kıtasının insanlığın ana yurdu olduğu, Mu’nun batış nedenleri, göçleri, kolonileri, Orta Asya, Uygurlar ve Anadolu ile ilgili yerlerin altlarını çizerek okumuş ve notlar almıştır. Aynı zamanda Atatürk’ün yapılan araştırmaları büyük bir dikkatle takip ettiği, bu süreçte Türk Tarih Kurumu’nu kurdurduğu bilinmektedir.

Tahsin Mayatepek’in Araştırmaları

Mustafa Kemal Atatürk, Tahsin Mayatepek’i araştırma yapması üzere Meksika’ya elçi olarak göndermiştir. Meksika’da Maya kültürünü inceleyen Tahsin Mayatepek, incelemeleri sonucunda çok sayıda sözcüğün Türk ve Maya dillerinde aynı olduğunu saptamıştı. Fakat Tahsin Mayatepek’in iki kültür arasında bulduğu ortak noktalar sözcüklerden ibaret değildi; her iki kültür arasında, Mayalar’ın ayyıldızlı davullarından, Şamanik kültüründen, kilim desenlerinden, sembollerinden tüy takma alışkanlıklarına kadar pek çok ortak nokta mevcuttu.

Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve fotoğraflarla 3 ciltlik bir defter halinde toplayarak Atatürk’e gönderdi. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapınaklarda da benzerlikler bulunduğu belirtiliyordu. Aynı zamanda Maya uygarlığında kullanılan eşyaların Türklerin kullandıkları eşyalara benzerliği öne çıkıyordu. Tüm bu araştırmaların sonucunda Atatürk, bilimsel deliller ile desteklenen bir Türk Tarih Tezi sunmuş ancak kitaplaştırmaya ömrü yetmemiştir.

Peki, Kıta Nasıl Yok Oldu?

Yine Churchward’ın bulgularına göre kıtanın altında bulunan gaz odacıklarının patlamalara yol açması nedeniyle yaklaşık 12.000 yıl önce Mu Kıtası 64 milyon nüfusuyla birlikte sulara gömülmüştür. Meksika’daki Theotihuacan Palenk Mabedi Piramidi’nin duvarına kazınmış bir yazıda Kayıp Kıta Mu’nun batışı ise şöyle anlatılmakta:

“6 Kaan yılı Zak ayı II Maluk günü başlayan korkunç yer sarsıntısı, 13 Şuen’e kadar devam etti. Mu kıtası felakete kurban gitti. Mu ülkesi iki kere kalktıktan sonra bir gece çöktü, üstünü sular kapladı. Toprak birkaç defa havaya kalktı ve oturdu. Felaket, 64 Milyon insanın ölümüne sebep oldu.”

Buna ek olarak Mu Kıtası Zak ayının 13. Cuma günü battığı için birçok medeniyette 13 sayısı uğursuz olarak kabul edilmiştir.

Sonuç

Bilimsel açıdan Mu kıtası vardır demek imkansız iken, bulunan diğer deliller ile Mu kıtası adeta ‘’ben buradayım’’ diye bağırıyor. Bilim dünyasının çözmeye uğraştığı ve uğraşmaya devam ettiği Kayıp Kıta Mu bilinmezliği her gün yeni bir gizem doğuruyor. Kitabe, tablet veya duvarlarda bulunan yazıtlar, Churchward’ın en tartışmasız kanıtları olarak kabul edilse de bunların birer anlatı olması, bu anlatıyı destekleyecek bilimsel verilerin bulunmayışı, bilimçevrelerince yeterli görülmemeye devam ediyor.


Like it? Share with your friends!

9

Geçmişin Sırrı: Mu Kıtası

log in

reset password

Back to
log in
Choose A Format
Gif
GIF format