Akustik Adam Röportajı


Müzik kariyeriniz nasıl başladı?

14-15 yaşındaydım. Tam bir ergen olduğum zamanlar. O sıralar kuzenimle müziğe ilgiliyiz ama bir şeyler çalamıyoruz. Alt kat komşumuz Pınar Abla vardı; bizden 5-6 yaş büyük. O dönemler de şarkıların ilk defa internetten dinlenebildiği zamanlar. Pınar “O kadar müzikle ilgileniyorsunuz, Düş Sokağı Sakinleri’ni bilmiyor musunuz?” diye sordu. Bir tane şarkılarını -Ölümler veya Sevdan Bir Ateş- orada dinledim ve tüylerim diken diken oldu. Ertesi gün anneme beni gitar kursuna yazdır ben bu şarkıyı çalmak istiyorum dedim. Tam olarak onların şarkılarını çalabilmek için başladım. Yıllar sonra bu sahnede onlarla düet yapma şansını da yakalım ve bu çok gurur verici benim için. Hayallerimi gerçekleştirmiş oldum.

 İnsanlar genelde isim veya isim-soyisim şeklinde tanınmayı tercih ediyor. Siz neden Akustik Adam’ı tercih ettiniz?

Akustik Adam bir mahlas gibi oldu. Küçük bir dinleyicimden gelen bir fikir üzerine patentini almıştım. Mert Erşahin’i hiç karıştırmayacaktım normalde. Önceki albümü hazırlamamda yardımcı olan birkaç arkadaşım isim daha önemli, yarın bir gün sıkılırsın Akustik Adam’dan dediler. O yüzden albüm Mert Erşahin olarak çıktı ama keşke Akustik Adam olarak çıkartsaymışım da öyle kalsaymışım diyorum. Bundan sonraki tüm kayıtlarım Akustik Adam olacak diyebilirim.

Cover olarak çıkarmayı çok istediğiniz bir parça var mı?

Kazıdık Tırnaklarla. Youtube olayına çok geç girdim. Emircan, Eda Baba gibi isimler 3-4 yıl önceden köşesini kapmışlar. Ben biraz geç kaldım o konuda. Kendi kanalının olması ve istediğini söyleyebilmek çok rahat gerçekten. “Kazıdık Tırnaklarla” ise sözlerinden dolayı istediğim bir parça. Parça harika ama rap olarak söylenince tam vurucu olmamış o sözler. Üzerine basa basa, her bir cümlesinin anlamı altına girmeli insan. Akustik olarak çevirmemin nedeni bu oldu.

Biraz da şuanki müzik sektörü hakkında konuşalım. Gitarını alan, sözünü yazan alternatif müzik yapabiliyor. Youtube ile kendilerini duyurma fırsatları da oluyor. Bu tür müziğini yapan ve duyurmaya çalışan kişi sayısı çok fazla. Bu duruma bakış açınız nedir acaba?

İyiler kalacak, kötüler gidecek. Er meydanı bence. A kişisini dinliyorsam mesela, kayda değer bir şey buluyorumdur ki dinliyorumdur.  O yüzden bence olması daha iyi.

Youtube olmasaydı sizce ne değişirdi? Bu isimler kendilerini nasıl duyurabilirlerdi?

Çıkamazlardı veya çok zor çıkarlardı. Melek Mosso’lar, Manuş’lar bunlar hep Youtube’da parlayan isimler. Yetenekli ve kaliteli insanlar evet ama eski zamanlarda yapımcılar sana kimi verirse onu dinliyordun, o ünlü oluyordu. Şu an herkesin o şansı var ve bu çok güzel bir şey. Rekabetle birlikte çeşitliliği de arttırıyor. Aynı zamanda şarkı yapan kişinin de kendini daha iyi bir eser için zorlamasını sağlıyor.

Bu mekânı açmak nasıl aklınıza geldi?

Reklamcılık okumuştum, bir süre çalıştım o meslekte ama çok yatmadı kafama. Ahşapçılık da dede mesleğiydi zaten. Hem dedim böyle bir mekânım olsun, aile mesleğini devam ettiririm hem de müziğimi yaparım. Kendi dünyamı yaratmak ve benim kafamdaki insanlarla toplanmaktı amacım, bunu da başardığımı düşünüyorum. Hiçbir şekilde pişman değilim ve iyi ki yapmışım.

Kendi hayallerinin böylesine peşinde olan bir insanın müzik yaparken taviz vermeyeceği durumlar neler?

Öncelikle yapımcılarla artık çalışmayacağım. Her kafadan farklı bir şey çıkıyor ama asla kendi kafandakini yapamıyorsun. Bu tanınırlık kısmını etkiliyor ama benim gibi düşünmeyen on milyon insan olacağına benim gibi düşünen on bin insan olsun ve kemik kitle olsun istiyorum. O yüzden kendi isteklerimden taviz vermem. Şirket sizi, biraz daha karlı yöntemler uğruna zorluyor, yönlendiriyor. Bunu kesinlikle istemiyorum.

Son olarak, bu ara size ihtiyacı olanlara ne söylemek istersiniz?

Zıplamak için önce çökmek gerekir!

Akustik Adam Röportajı

log in

reset password

Back to
log in
Choose A Format
Gif
GIF format