Paris Günlüğü


Paris deyince akla ilk gelen şey büyük ihtimalle Eyfel Kulesi’dir. Fakat tarihi mekanları, modayı üstünde taşıyan insanları, mimarisi eski zamanları hatırlatan sokakları ile de her tarafı aşk ile dolu, insanı büyüleyen bir şehirdir Paris. Ben 3 sene önce değişim programı ile Paris’e gittim. 1 ay boyunca Fransız bir ailenin yanında kaldım. Hem dil, hem farklı bir kültür öğrenmiş, hem de yeni bir şehir tanımış oldum.

Paris’in turistik yerlerini anlatsam eminim bitiremem çünkü her sokakta ayrı bir mimari ile tanışıyorsun. En çok tanınan turistik yeri tabii ki de Eyfel Kulesi. Eyfel Kulesi, Fransız devriminin 100. yılı kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Paris fuarının giriş kapısı olarak 1887-1889 yılları arasında, Gustave Eiffle’in firması tarafından inşa edilmiştir. Eyfel Kulesi’nin yüksekliği 324,8 metredir. Ben de en çok merak ettiğim yapı olan Eyfel Kulesi’ni ilk olarak ziyaret etmek istedim. Fakat asansör ile yukarı çıkmak için sıra beklemek gerektiğinden yürüyerek çıkmayı tercih ettim ve 1665 basamağı çıkarak zirveye ulaştım. Zirvedeki manzara gerçekten görülmeye değer. Tüm Paris ayaklarınız altında, her yeri rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bu harika manzara sonrası ise durağım Louvre Müzesi idi. Louvre Müzesi’ne giderken meşhur Paris metrosunu kullandım. Elime metro krokisini aldığımda şunu fark ettim ki şehirin altında yeni bir şehir kurulmuş. Metroda kaybolmamak elde değil. Bir sürü hat ve durak var. Sonunda doğru metroyu bularak Louvre Müzesi’ne ulaştım. Louvre Müzesi (Fransızca: le Musée du Louvre), Fransız ihtilâlinden sonra 1793 senesinde Fransa’da açılan ilk devlet müzesi.  2012’de 9.7 milyon kişinin ziyaret ettiği Louvre, dünyada en çok ziyaret edilen sanat müzesidir. Meşhur piramit kapısından içeri girdiğimde yanımdaki arkadaşım bana “Buradaki tüm eserlerin önünde 1 dk geçirirsen, tüm müzeyi dolaşman 6 ayını alır.” dedi. Bunu duyunca sadece ilgimi çekebilecek eserleri krokiden işaretledim. En çok merak ettiğim Mona Lisa tablosu ise benim için tam bir hayal kırıklığıydı. İnternette gördüğümden bir farkı yoktu hatta renkleri internette gördüklerimden daha soluktu ve çok küçüktü. Kocaman bir odada sadece Mona Lisa tablosu vardı. Beni en çok etkileyen Champs-Elysees Caddesi oldu. Moda ile ilgili tüm mağazalar o caddede. Gezen tüm insanlar hoş giyimli ve tam insanların kafasındaki Fransız imajı var. Caddenin bir tarafında Channel diğer tarafında Louis Vuitton var. Bu ünlü markaların içinde bulunmak insanı gerçekten iyi hissettiriyor.

Fransızlar bizim kültürümüzden fazlasıyla farklılar. Yemek kültürleri çok değişik. Ünlü bir sürü peynirleri var fakat kahvaltıda mısır gevreği yiyorlar. Öğlen yemeklerini evden hazırladıkları sandviç ile geçiştiriyorlar. Buldukları çimenlik alana oturup öğlen yemeklerini yiyorlar. Bizim ülkemizde böyle yapanlara ‘kıro’ diye hitap edilirken, Paris’teki adam gayet hoş ve modern oluyor. Kültür farklılığını bu ince detaydan bile yakalayabilirsiniz. Akşam yemeklerinde de sadece bir ana yemek çıkıyor sonrasında abur cubur ile karınlarını doyuruyorlar. Toplu taşımayı bizden daha medeni bir şekilde kullanıyorlar. Eğer gelen metro dolu ise asla binmiyorlar. Bunun nedenini Fransız arkadaşıma sorduğumda şu cevabı aldım: “O metroya bindiğimde ben de rahat edemeyeceğim, başka insanları da rahatsız edeceğim. O yüzden bir sonrakini bekleyebilirim.” Trafikte ise yayaya yeşil ışık yanana kadar asla karşıdan karşıya geçmiyorlar.

Paris’in her yeri tarih kokuyor. Büyülenmemek elde değil. Dünyadaki gidip görülmesi gereken şehirler arasında Top 5’a oynayacak kadar gidilesi.

Paris Günlüğü

log in

reset password

Back to
log in
Choose A Format
Gif
GIF format