Gönlümden Göçen Alaycı Kuş

Kategori: Sinema | 0

Birkaç yıl önce, birinci ve ikinci kitaba gecemi gündüzümü vererek bir gün içerisinde bitirip ardından bir hevesle Açlık Oyunları’nı izlediğimi hatırlıyorum. Film beni pek çok açıdan tatmin etmese de izlenebilirlik açısından iyiydi. Sonraki yıllarda da defalarca okudum serinin bütün kitaplarını. Her birini üçer, dörder defa… Kolay, akıcı, heyecanlı. İkinci film ise bana kalırsa ilk filme göre daha iyiydi. Gerek oyunculuklar gerekse yapım açısından. Tatmin olmuş muydum? İlk filme göre, evet.

Geçen haftalarda Açlık Oyunları serisinin üçüncü -ve bence son olması gereken- filmine gittim. Beklentim büyüktü açıkçası. Nedeni de serinin artık ciddi bir hayran kitlesinin oluşması ve yapımın da buna göre büyüyerek güzelleşmesi beklentisiydi. Sinema koltuğuna oturduğumda hissettiğim umut, sanırım ilk dakikadan, yerini hayal kırıklığına bıraktı. Akamayan sahneler, gereksiz ayrıntılar, sıkıcı bir tempo. Belki de ben çok şey beklemiştim ama bir yanımda oturan arkadaşımın ve diğer yanımda oturan tanımadığım 25-30 yaşlarında bir izleyicinin oflayıp puflaması, çok da haksız olmadığımı hissettirmeye başlamıştı. Genelde film aralarında üzülürüm, “Burada ara olur mu, devam etseydik.” diye. Ancak bu defa dudaklarımı iki yandan aşağıya kıvırmış, kollarımı bağlamış, memnuniyetsizce perdeye bakakaldım.

Alaycı Kuş iki part olacak. Bana kalırsa ve etrafta konuşulanlara da baktığımda, tek part ile tam tadında bitirilebilir ve izleyicinin de okuyucunun da gönlü hoş olabilirdi. “Bir kitabı sündüre sündüre daha ne kadar sıkıcılaştırabiliriz?” sorusunun cevabını bulmuş oldum Monkingjay’i izlerken. Film çok sündürülmüş ve adeta iki part yapmak için özel bir çaba gösterilmişti. Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’nda ve Hobbit’te tek kitaptan iki-üç part çıkarılmış olduğunu düşünüyorum, sonra bu ikisini Açlık Oyunları ile aynı kefeye koymanın ne kadar mantıklı olduğunu sorguluyorum. Alaycı Kuş Part 2’nin beni yanıltması dileğiyle…

 

 

 

ezgisevcanbanner

Bir Cevap Yazın